Ana Sayfa Biz Kimiz Forum Dosyalar Foto Galeri Ziyaretçi Defteri İletişim
Üye Girişi
Menü
 
 Köşe Yazıları
 Aleviliğin Evrensel Değerleri
 Üryan Hızır Ocağı
 35 Mısralık Ermişler Destanı
 Belgesel & Müzik
 12 İmamlar
 7 Ulu Ozan
 Alevi Kitaplığı
Dost Siteler
 
 AZİKANLILAR DERNEĞİ
 ZERBAN-BULAM
 HAÇOVALILAR DERNEĞİ
Büyükşahin Pirleri
 
 Pir Hüseyin
Pir Mehmet Büyükşahin
Seyyid Hasan Büyükşahin

 
ÜRYAN HIZIR SEMAHI
 
AH HÜSEYİNİM
ARKADAŞ

 
Sıvas Şehitleri
 


 
Al-En
 
 

 
Özel Arama

 
 

 
 
 
Kamil Ateşoğulları
KÜLTÜREL HAKLAR VE KİMLİK
13/07/2010

KÜLTÜREL HAKLAR VE KİMLİK (*)

(Din ve İnanç Özgürlüğü Açısından Aleviler)

" Herkes kimliği olarak kabul ettiği şeye yeni yüzyıl, yeni bin yıl boyunca gitgide aha fazla önem kazanmaya aday yeni bir bileşen katabilmek: insanlık macerasına da dâhil olma duygusunu ( A. Maalauf- Ölümcül Kimlikler)

" Kültürel haklar ve kimlik" konusuna girmeden önce "kültür" ve "kimlik" sözcükleri üzerinde durmak istiyorum.

Gündelik yaşamımızda sıkça konuştuğumuz bu iki kavramı açmak gerekiyor.

Kültür, tarih ve toplumsal gelişme süreci içinde yaratılan tüm maddi ve manevi değerler ile bunları sonraki kuşaklara iletmede kullanılan, insanın doğal ve toplumsal çevresine egemenliğinin ölçüsünü gösteren araçların bütünü olup, çok yönlü bir kavramdır.

Toplumsal grupları düzenleyen düşünce, sanat, etnisite, inanç, dil ile gelenek ve görenekleri içine alan bir bütündür.

Bu nedenle kültür halk bilimini, sanatı (müzik, resim, dans), giyim-kuşamı, beslenmeyi, inancı, mimariyi ve tüm inançsal ritüelleri de kapsar.

İnsan soyu kendi özünü, benliğini, kültürü aracılığı ile açıklar. Bu nedenle de kültür, insanlığın evrensel boyutunu, gücünü oluşturur.

Kültür, insan eliyle ortaya çıkmış olan değerlerin tümüdür. Bu ürünler / değerler, belli insan grubu, belli bir sınıf ve ulus için, hatta insanlık için değerlidir.

Bir toplumda geçerli olan ve gelenek durumunda süregelen her türlü duygu, düşünce, dil, mimari, sanat ve yaşayış öğelerinin tümüdür.

Dinler yalnızca inanç esaslarını belirlemez. Aynı zamanda sosyal oluşumlardır. Ahlaki düşünceler, ibadet biçimleri ve ritüeller, dinin sosyal yönünü belirler.

Dinsel olayları;

* İnançlar/ duygular

* İbadetler/ ritüeller

olmak üzere sınıflandırabiliriz.

Bazı eleştirilere karşın antropolojik / etnografik kültür tanımını E.B. Taylor yapmıştır:

"Kültür ya da uygarlık, geniş etnografik anlamında insanın bir toplum üyesi olarak edindiği bilgi, inanç, sanat, ahlak, yasa, adetler ve diğer yeti ve alışkanlıklar içeren karmaşık bütündür."

Kısa bir tanımıysa; "Anlam, değer ve öznellikler oluşturan bir dizi maddi pratiktir." (Jordan - Weedon 1995)

" Günümüzde kültüre, bir toplumun ya da toplumsal bir grubun karakterine damgasını vuran tinsel ve maddi, düşünsel ve kolektif ayırt edici özelliklerinin bütünlüğü gözüyle bakılabilir. Kültür, sanat ve edebiyat'ın yanı sıra, yaşam tarzlarını, insan varlığının temel haklarını, değer sistemlerini, gelenekleri ve inançları da kapsar.( Kültür Politikaları Üzerine Dünya Konferansı, Meksiko,1982).

Bu tanımlama belli bir grubun kültürünün karakterini ortaya koymak için, o kültürün "ayırt edici özelliklerini" öne çıkardığından, böylelikle kültürel kimlik kavramına da netlik getirmiş olmaktadır.

KİMLİK

Kısaca bir aidiyet olayı, bir birlik, bir bütünlük duygusu, bir sahiplenmedir.

"Bir insanın yerel, bölgesel, ulusal topluluğuyla ve bu topluluğu belirleyen ahlaki ve estetik değerler ve dille kendiliğinden özdeşleşmesi, bu topluluğun tarihine, geleneklerine, törelerine ve yaşam tarzlarına sahip çıkma biçimi; ortak bir yazgıya katlanma, bu yazgıyı paylaşma ya da değiştirme duygusu; sürekli olarak kendi görüntüsünü yansıtan, eğitim yoluyla kişiliğini oluşturmasını ve çalışarak bu kişiliği geliştirmesini sağlayan kolektif bir ben'de yansılanma biçimi, işte kültürel kimlik, her şeyden önce budur.

Aynen bu biçimde ortaya çıkmasa da, ya da sınırları az çok farklı olsa da, kültürel kimlik, her insan için dünyayla ve toplumsal bütünle ilişkilerini olumlu ya da olumsuz yönde belirleyen bir tür temel denklem işlevini görür.

Oysa günümüzde, halkların kültürel yaşamının temelini oluşturan şeyin tehdit altında olduğu gittikçe daha açık bir biçimde görülmektedir. Yerel kültürlere yabancı kültürel modellerin dünya çapında yayılması, basın-yayın ve kitle iletişim araçlarının olağanüstü yankıları, üretim tarzlarının evrenselleştirilmesine bağlı olarak zevklerin ve yaşam biçimlerinin standartlaşması, kimi geleneksel değerlerin yitip gitmesi ve yeni değerlerin güçlükle boy göstermesi, birçok toplumun, tehlike altında olan kültürel kimliklerini koruma, savunma ve geliştirme konusundaki kaygılarını açıklamaktadır."(Unesco- Mimarlar Odası-Kültürel Gelişmenin Dünya On Yılı ve Türkiye -1990)

Hiçbir kimlik sabit ve türdeş değildir, öncesiz ve sonrasız değildir. Koşullara ve gereksinmelere göre hangi kimliğin öncelikli olduğu zamanla değişebilir.

Ülkemizde 1980 öncesi ve 1980 sonrası kimliğe verilen değer ve kimlik önceliği ayrı olmuştur. 1980 sonrası kimlik üzerinden siyaset yapılması da bir gerçekliğimizdir.

Kültür ve kimlikler içiçedir ve etkileşim içindedir. Etkileşimin kendine benzetmeye dönüşmemesinin tek yolu, devletin demokratik bir yeniden yapılanmaya gitmesidir.

İçinde bulunduğumuz yeni bir anayasa süreci yalnız içerik ve kapsam olarak değil, katılımcılığı esas alan bir süreç olarak değerlendirilirse, bir fırsat değerlendirilmiş olacaktır.

Farklı kimliklerin yalnız bireysel olarak özelde değil, siyasal alanda da temsili gerekir. Ancak böylece "çoğulculuk" ilkesi gerçekleştirilmiş olur.

İnsana özgü bir kavram olan kimliğin iki bileşeni vardır:

* Tanımlama ve tanıma

* Sahiplenme / aidiyet

Bu bağlamda da kimliği, mensubiyete göre:

* Etnik kimlik

* Dinsel kimlik

* Ulus kimliği

* Sınıf kimliği

* Cinsiyet kimliği

* Coğrafi kimlik ( bölge, köylü, kentli gibi)

Olarak sıralayabiliriz.

2.BÖLÜM : ALEVİLİK VE SORUNLARI
İnanç ve metafizik boyutu bir yana, sosyo-pisolojik açıdan dinin toplum ve bireyler üzerindeki derin etkisi, yadsınamaz tarihsel bir gerçekliktir. Ayrıca, bireysel kimliğin ve grup kimliğinin oluşması açısından yüklendiği işlev de küçümsenemez.

Bu açıklamadan sonra " emik" bir yaklaşımla ve Amin Maalof'un belirttiği gibi "insanlar en fazla saldırıya uğrayan aidiyetine mi sarılma eğilimindeler?" saptaması gereği ben de Alevilik ve sorunlarına değineceğim.

Alevilik Orta Asya, Ön Asya, Orta Doğu ve Mezopotamya kökenli birçok din, inanç, öğreti ve kültür mirasının, Anadolu'da uzun bir süreçte değişik sosyo-ekonomik ortamlarda yeniden yapılanmasıyla kendi kendini yaratmış, bağdaştırmacı(senkrenik) , sezgici ( gnostik) ve kamu tanrıcı (panteist), ezoterik (batıni) bir inanç sistemidir.

Bir kültür ve yaşam biçimidir.

"Her şey eşittir ve birdir" anlayışıyla, doğada / evrende var olan varlıkların birliği ( vahdet-i mevcut) felsefesini savunan Alevilik, toplumsal ve tarihsel bir olgu, bir gerçeklik olup, onu tek bir din ya da inanç yapısı içinde düşünmek ve yorumlamak olanaklı değildir.

Alevi felsefesi maddi olan "ben" ile ideal olan "ben" arasındaki ilişkinin tasarımını yapar ve açıklamasına çalışır. Kabul ettiği hoşgörü, hümanistlik ( insancıllık) ve "her şeyde birlik" arayışı ona dinler üstü bir kimlik kazandırdığından da evrenseldir.

Sünnilik ( Ortadoksi) "İlm-i İlahi'yi" , öbür dünyayı, ümmetçi bir toplumu, kaderciliği ve dogmatizmi esas alırken, Alevilik " İlm-i İnsan"ı, bu dünyayı, toplumsal yaşamı, gelişim, değişim ve eşit bölüşümü esas alan ve "insan"ı merkeze koyan bir inanç ve öğretidir. Varlığı "var olma" durumuna getirenin akıl ve bilinç olduğunu kabul eder.

İktidara eleştirel yaklaştıkları için de hep dışlanmış ve ötelenmiştir.

Gerek bir inanç olarak gerekse ibadet biçimi yönleriyle Sünnilikten farklıdır. İbadet biçimi olarak kabul ettiği "cem"i , "cemevleri"nde yaparlar, camiye gitmezler, Hacca gitmezler. Diyanet İşleri Başkanlığı'nca atanmış maaşlı din adamları yoktur, böyle bir istemleri de yoktur.

Özetle: Alevilik Tanrıyı, evreni ve insanı kendince algılama ve yorumlama biçimidir.

Bu yönleriyle de Anadolu'nun yadsınamaz bir gerçekliği ve kültürünün temel taşlarından biridir. Tüm bunlara karşın, her dönemde ( Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet) siyasal erkin genel ve değişmez eğilimi "tek etnik yapı" ve "tek inanç" olup, bu yaklaşım ve anlayış Anadolu'nun tarihsel ve toplumsal gerçeklerine ters düşer. Çünkü Anadolu, bir uygarlıklar beşiği ve kavşağı, bir inançlar ve kültürler çeşitliliğinin coğrafyasıdır.

Aslında, Cumhuriyet yönetiminin yeni olarak ilan ettiği ideolojilerin arkasında, Osmanlı'dan devraldığı statü toplumunun değerlerini koruma anlayışı vardır.

Bu "tekçi anlayış" ve bu anlayışa göre yapılanma, yapıyı ve kurumları sürdürmeye yönelik hukuk düzeni ve yasalar, yaklaşımlar, toplumsal barışı bozan temel yanlışların kaynağıdır. Oysa insanlık tarihten;

- Tekçi anlayış ve uygulamalar; zorun ve baskıcı sistemlerin, otoriter yönetimlerin düşünsel beslenme kaynağıdır.

- Böylesi bir coğrafyada "tek etnik yapı" ya da "tek inanç"tan söz etmek olanaksızdır. Bu durum, çeşitlilik, çoğul yapı bir zenginlik kaynağı ve bu zenginliğin yarattığı olumlu bir dinamizmdir. Çoğulculuk ve çeşitlilik bir zenginlik olup günümüz dünyasında kültürel, dilsel ve dinsel açılardan homojen/ uyuşumlu bir ülke kalmamıştır gerçeğini öğrenmiş bulunmaktadır. ( İstisnası: İzlanda ve Kore)

Eğer bir inanç ve felsefi düşünce, en değerli varlık olarak "insan"ı görüyor ve "insan sevgisi"nin en üstün değer olduğunu kabul ediyorsa, hiçbir inanç ve kültürü, diğerlerinden üstün göremez. Kendisini "asıl öğe" , "biz" görüp, kendi gibi düşünmeyen ve inanmayanı da "öteki" sayamaz. Çoğulculuk günümüzün yadsınamaz bir gerçekliği olarak dar düşünce kalıplarını zorlamaktadır. Bu konuda değişim ve gelişme; insanın, toplumun ve Devletin demokratikleşmesi ve demokrasi kültürünün içselleştirilmesine bağlıdır.

Çözüm yolu, 85 yıllık Cumhuriyet'in günümüzde geçerliliğini yitirmiş tekçi anlayış, kurumlar ve yapısının toplumsal ve tarihsel gerçekler ve gerekler doğrultusunda değiştirilmesi, özetle Cumhuriyet'in demokratikleşmesinden geçmektedir.

Genelde devletler merkeziyetçi yapıdadırlar. Model/ kurgu/ paradigma bu anlayışa göredir. Merkeziyetçiliğin tonu da ülkelere göre değişmekte olup, o ülkenin jeostratejik durumu, etnik ve inanç yapısı, tarih gibi etkenlere göre değişir.

Artık uzlaşarak, ortak paydalar bularak, temel mutabakatlar sağlanarak birlikte, bir arada yaşamanın yollarının arandığı bir dünyada yaşıyoruz. Bugün, kuşku ve korkulardan kurtularak "değişik kültürleri" bir bölünme/ parçalanma nedeni görmeden önce kafaları/ mentaliteyi sonra da yasalar, kurumlar ve yapıyı değiştirerek aslında geç kalınmış değişiklikleri bütünsellik içinde gerçekleştirerek, gelişimin sağlanması gerekiyor. Ayrıca, yasalarda değişiklik yapmak yetmiyor, içtenlikli uygulamalar da kaçınılmaz bir zorunluluk ve görev olarak karşımıza çıkıyor.

Önümüzde yol gösterenimiz / kılavuzumuz da var: Kopenhag Kriterleri. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nden, Kopenhag Kriterleri'ne geliş sürecinde temel sorun, erki elinde bulunduran siyasal örgütlenme olan devlet karşısında "insanın nasıl korunacağı ve özgürleşeceği" olmuştur.

Birleşmiş Milletler, Özgürlükler Özel Raportörü Abdullah Amor'un 1997 yılında hazırladığı raporda, Müslüman olmayan azınlıklar ile Alevilere yönelik ayrımcı, adil ve eşit olmayan düzenleme ve uygulara değinilmiştir. Ayrıca din ve ahlak öğretimi ile Diyanet İşleri Başkanlığının örgütlenmesi ve çalışmaları örneklerinde olduğu gibi pratikte Alevilerinki dâhil tüm diğer yorumları dışlayarak yalnızca Sünni/ Hanefi öğretisine yer veren Devletin tutumuna da vurgu yapmıştır.

Aleviler, gerek Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu'nca hazırlanan 1992 tarihli bildirgede belirtilen, gerekse diğer uluslararası belgeler ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin içtihatları doğrultusunda ortaya çıkan;

- Varlıklarının korunması

- Dışlanmama

- Ayrımcılığa uğramama

- Zaman içinde eritilmeme (asimile edilmeme)

koşullarına uyulmasını istemektedirler.

Barış, yalnızca savaş halinin son bulması değil, her türlü şiddet ve baskının ortadan kalkmasıdır. Bir toplumda barış içinde, bir arada yaşanması ve barış ortamının oluşturulması/ sağlanması; insanı maddi ve manevi olarak alçaltan özgürlükleri ve hakları kısıtlayan, kullanılmasını önleyen tüm eylem ve davranışların son bulmasıyla sağlanabilir.

3.BÖLÜM : ALEVİLERİN İSTEMLERİ

- Uluslararası belgelere, insan haklarına ve özgürlüklere dayalı bir "toplumsal mutabakat sözleşmesi" olan eşitlikçi, özgürlükçü ve çoğulculuğu temel alan demokratik bir Anayasa ve ilgili yasalarda değişiklik yapılarak Anayasa uygun duruma getirilmesini,

- Diyanet İşleri Başkanlığı'nın anayasal bir kurum olmaktan ve "genel idare yapısı"ndan çıkarılarak, tüm inanç temsilcilerinin yer aldığı " İnanç işleri Üst Kurumu/ kurulu" oluşturulması ve bu kurumun "hizmet verme" kurumu değil, "düzenleme ve denetleme" ile görevlendirilmesini,

- Zorunlu din ve ahlak dersinin kaldırılması.

Avrupa İnsan Hakları Mahkeme'sinde, İnsan Haklarını ve Temel Özgürlükleri Koruma Sözleşmesinin 9. maddesi ve EK 1 protokolün 2.maddesine aykırılık gerekçesiyle karara bağlandığı gibi Anayasa'nın 24/son maddesindeki "zorunlu din ve ahlak eğitim ve öğretimine" son verilerek Alevi çocuklarına uluslararası belgelere de aykırı olarak yapılan psikolojik - sistematik işkenceye son verilmesini,

Zira "zor"'un olduğu yerde özgürlük yoktur.

Sistematik işkence; bir kimseyi kendi istenci dışında eğitim ve öğretime tabi tutmadır. Ayrıca bir zorlama;


* Bilerek ve bir amaca yönelik olarak yapılıyorsa,

* Ülke çapında, yaygın olarak yapılıyorsa,

* Sürekli ( bir eğitim boyunca) ve periyodik olarak yapılıyorsa,

bu, insanlık dışı bir sistematik işkencedir.

- Alevi köylerine zorla cami yapılması ve cami olmayan köylere imam atama uygulamasının durdurulması ve cem evlerinin AB Komisyonu'nun 2004 İlerleme Raporunda da sözedildiği gibi hukuksal güvence altına alınmasını,

- Alevi kimliğinin tanınmasını ve kendi özgünlüklerini yaşamalarının ortamının hazırlanmasını ve dışardan kendi inançsal kimlikleri için tanım yapılmamasını,

- Kendi dışlarında yaratılacak bir temsiliyetin kabul görmeyeceğinin bilinmesini,

- Bu güne kadar sürdürülen inkâr, imha ve görmezden gelme politikalarının yeni bir siyaset biçimi olarak gündeme getirilen "yeni açılım" ve "sorun çözme"lerin terk edilmesini ( Son girişimden ders çıkarmaları gerekir.)

- 667 Sayılı Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin Seddine ve Türbedarlar ile Bir Takım Ünvanların Men ve İlgasına Dair Yasa'nın 1. maddesinin 2. fıkrasındaki Alevi- Bektaşi din adamlarına yönelik aşağılamaların çıkarılmasını ve Alevi- Bektaşilerce "Serçeşme" olarak kabul edilen Hacı Bektaş Dergâhı'nın Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı bir müze olmaktan çıkarılarak gerçek sahiplerine verilmesini, bu Dergâhtan alınan elyazması kitapların ve diğer eşyaların geri verilmesini, yurtdışına çıkarılan eserler için gerekli girişimin yapılmasını,

- Madımak Otelinin Solingen de yapıldığı gibi bir "müze" olmasını,

- Her Muharrem ayında TRT radyo ve televizyon kanallarında Alevi örgütlerince program yapılmasını,

- AB Komisyonu, Parlamento ve Konseyi'nce 2004 yılı İlerleme Raporunda yer alan hususların yerine getirilmesini, bunun da çözüm yerinin Türkiye olduğunun ve birlikte çözüme hazır olunduğunun bilinmesini,

- Bu ülkenin, eşit haklara sahip yurttaşları olmak ve vatandaşlık hukukunun demokratikleşmesini

İSTİYORLAR.

4.BÖLÜM : TOPLUMSAL BARIŞ - DİN VE İNANÇ ÖZGÜRLÜĞÜNÜN GEREKLERİ

Barışçı bir toplum, ancak bir "toplumsal sözleşme" ile kurulabilir. Toplumumuzda, toplumsal grupların bir araya gelerek uzlaşmaya dayalı bir "ortak payda" arama, farklılıkların birbirini kabullenerek "bir arada yaşama" gibi bir gereği yerine getirme kültürü ne yazık ki henüz oluşmamıştır.

Toplumsal yapımız içinde, yığınlarca sorunlarla kuşatılmış, horlanmış, dışlanmış, ayrımcılığa ve hak ihlallerine uğramış bir kesim olarak Aleviler de bulunmaktadır.

Ülkemizde kalıcı ve onurlu bir barışın ve demokrasinin yerleşmesini isteyen farklı inançların, farklılıklarıyla birlikte eşit koşullarda ve özgürlük içinde bir arada yaşamasını isteyen güçlerin; yeni bir toplumsal yapıyı kurma projesi/ tasarımı için çözümler üretmeleri, değişim ve gelişim projelerini/ tasarımlarını birlikte yaşama geçirmenin ortak mücadelesini vermeleri gerekir.

Demokrasi, bir birlikte yaşama kültürü olup, yalnızca ayrımcılık yapılmaması yetmez, uzlaşmanın da sağlanması gerekir.

Farklılıkları olduğu gibi kabul ederek, sevgi ve hoşgörü göstermek, farklı kimliklerin birbirine bağlılığını arttırır ve giderek uyumlu bir birlikteliğin yolları açılır. Bu uyum, toplumsal barışı ve aynı zamanda refahı da getirecektir." ( Yasemin Yücesoy Güngör, Radikal Gazetesi 30 Ağustos 2007)

DİN YA DA İNANÇ ÖZGÜRLÜĞÜ

* Hiçbir kimseye, din ya da başka inançtan gerekçesiyle herhangi bir devlet, kurum, grup ya da kişilerce ayrımcılık yapılamaz, hoşgörüsüzlük gösterilemez.

* Tüm devletler ekonomik, siyasal ve kültürel yaşamın her alanı ile ilgili olarak ayrımcılık yapılmaması için gerekli önlemi almakla yükümlüdür.

Bu bağlamda da;

* Vicdan, inanç ve din özgürlüğü, bir dini ya da inancı benimseme, tek başına açık ya da özel olarak ibadet uygulama ve öğretmeyi,

* Bir din ya da inancın açığa vurulmasını,

* İbadet ya da toplanma amacıyla ibadet yerleri kurma ve korumayı,

* Bir din ya da inancın tören ya da törelerine ilişkin araç ve gereçleri yapma, edinme ve kullanmayı,

* İlgili metinleri yazma, yayınlama ve yaymayı,

* Din ya da inancı uygun yerlerde öğretmeyi,

* Din ya da inancın öngördüğü liderleri yetiştirme, atama ve seçmeyi,

* Din ya da inancın bayram ve özel günlerini kutlamayı,

* Başka bir etnik yapı ya da dinden, inançtan olan bir çocuk, ait olduğu toplumun diğer -üyeleri ile birlikte kendi kültüründen yararlanma, kendi dinine inanma, uygulama ve kendi dilini kullanma hakkından yoksun bırakılmamayı,

İçerir.

5. BÖLÜM : SON SÖZ - SORULAR
Selçuklu ve Osmanlı dönemini gündeme getirmeden Cumhuriyet dönemini ele aldığımızda yukarıda sıralanan Alevilere yönelik hak ihlalleri konusunda; demokrasi ve özgürlük mücadelesi veren güçlerin neyi nereye kadar yaptıkları ortada:

* Varlığı ve kuruluş yasası'nın 1. maddesi Anayasa'nın 2. ve 136. maddesine aykırı Diyanet İşleri Başkanlığı'nın yapılanması ve uygulamalarına karşı çıkıldı mı?

* Zorunlu din derslerinin bir haksız uygulama olduğu pedagojik - psikolojik yaralar açtığı ortada ve yalnız Alevileri değil, çağdaş eğitim isteyen herkesi ilgilendiriyor. Aleviler çeşitli davalar açtılar ve bir kapıyı yasal yollara başvurarak aradılar.

Bu hak alma mücadelesine ne kadar destek verildi?

* Alevilerin ibadet yeri olarak kabul ettikleri cemevleri konusunda, yetkililerce aşağılamalar yapıldığında karşı çıkıldı mı?

* Katledilmesi içimizde bir acı 12 yaşındaki Uğur Kaymaz'ın adının yanında Madımak'ta yakılan 12 yaşındaki Koray Kaya' yı da andık mı?

* Yasalardaki anti- demokratik düzenlemeler dile getirildi mi? Siyasi Partilerin program ve bildirgelerinde, çeşitli örgütlerin yıllık raporlarında ve çalışma raporlarında yer aldı mı? Ne kadar yer aldı?

* Tüm bunlar, Alevilere yönelik tutumlar ve hak ihlalleri Alevilerin sorunu olduğu kadar Sünnilerin de sorunudur.

* "Biz Sünni inançlı demokratlar, eşitlik ve özgürlük mücadelesi verenler bu haksız düzenleme ve uygulamalara karşıyız" diye bir Sünnilik Bildirgesi yayınlamayı düşünüyor musunuz?

Zamanı gelmedi mi?

Kendini egemen sayanın özgürlüğü, öteki'nin özgürlüğü kadar değil mi?

EK:1

HAK İHLALİ YARATAN DÜZENLEMELER

YASA VE DİĞER DÜZENLEMLER MADDE

Anayasa 24/ son

Siyasi Partiler 89. madde

Köy Yasası 2 ve 13. maddeler

Nüfus Yasası 43. madde

İmar Yasası 18. madde

2981 sayılı yasada 3290 sayılı yasa ile yapılan değişiklik ek madde 3

Kadastro Yasası 16 madde

Tekke ve Zaviyeler Yasası 1/2. Madde

Türk Ceza Yasası(5237 sayılı) 115. 125. 216. ve 131. maddeler

Bakanlar Kurulu Kararı(2002/4100) madde 2f ve 3a

Camilerin Bakımı Yönetmeliği madde 1

(24 Mayıs 1985-18763 sayılı Resmi Gazete)


ULUSLAR ARASI BELGELER

* İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi 2,7,18 ve 26. maddeler

* Avrupa İnsan Haklarını ve Temel Özgürlükleri

* Koruma Sözleşmesi (1 No'lu Ek protokol madde 2) madde 9

* Ekonomik, Toplumsal ve Kültürel Haklar madde 2/1 ve 13/3
Uluslararası Sözleşmesi

* Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi madde 18/1-4, 24/1, 26 ve 27

* Helsinki Sonuç Belgesi

* AGİT Paris Şartı

*Kopenhag Toplum Kalkınma Deklarasyonu

* Çocuk Hakları Sözleşmesi madde 14 ve 30

* Eğitimde Ayrımcılığa Karşı Sözleşme madde 5/1

* Her Türlü Irk Ayrımcılığının Kaldırılması Uluslararası Sözleşmesi

* Ulusal Azınlıkların Korunmasına İlişkin Çerçeve Sözleşme madde 5/1, 8 ve 12/1

* Avrupa Parlamentosu(AP) Dış işleri, İnsan Hakları 41. Paragraf
Güvenlik ve Savunma Komisyonu

* Din ya da İnanca Dayalı Her Türlü Hoşgörüsüzlük ve
Ayrımcılığın Kaldırılması Bildirgesi


(*) 9-10 Şubat 2008 tarihinde yapılan Türkiye Barış konferansında sunulan bildiridir.

KAMİL ATEŞOĞULLARI

 



Paylaş | | Yorum Yaz
44 kez okundu. Yazarlar

Yazarın diğer yazıları

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
Duyurular
  Sizinde göndereceğiniz duyuru, haber, resim vb. sitemizde yayınlanacak

Taliplerin Yaşadığı Yerler

Sizde Küçük Bir Katkı Sunun

 
Köşe Yazıları
 
Mazlum Pirhak
KISACA ALEVİLİK

İrene Melikof
ALEVİLİK ASLA ŞİİLİK DEĞİLDİR

Oral Çalışlar
Olmadı Başbakan...

Kamil Ateşoğulları
KÜLTÜREL HAKLAR VE KİMLİK

 
Anket
 
12 EYLÜL REFERANDUMUNA

EVET
HAYIR
OY KULLANMAYACAĞIM

 
Ziyaret Bilgileri
 
Aktif Ziyaretçi5
Bugün Toplam11
Toplam Ziyaret10692
 
Sıvasın Işığı Sönmeyecek
 
 
www.uryanhizir.com



 
 
Pir Sultan
 
 
ALEVİ KİTAPLIĞI
 


 
Tarihimizi Açığa Çıkarıyoruz
 

 
Emek Haberleri
 
 
  Ana Sayfa   Biz Kimiz   Forum   Dosyalar   Foto Galeri   Ziyaretçi Defteri   iletişim
Web sağlayıcı: Yurdum Yazılım